18 Şubat 2015 Çarşamba

Μιλιταρισμός: Μια πολύ παλιά και πονεμένη ιστορία



Η καταδίκη στις 14 Μαρτίου του ολικού αρνητή στράτευσης Μιχάλη Τόλη σε 8 μήνες φυλακή από το Στρατοδικείο της Αθήνας ήρθε να θυμίσει σε όσους εθελοτυφλούν ελπίζοντας πως η Ελλάδα, λόγω της συμμετοχής της στην Ευρωπαϊκή Ένωση, μπορεί να ξεφύγει από την μέγγενη του βαθέως κράτους, ότι ο στρατός στην Ελλάδα παραμένει πάντα ο μεγάλος κυρίαρχος του παιχνιδιού. Ένας θεσμός, που με τις ευλογίες της πολεμοχαρούς και μισάνθρωπης απέναντι στους γειτονικούς λαούς ελληνικής ορθόδοξης εκκλησίας, δεν αμφισβητείται από καμιά οργανωμένη πολιτική η κοινωνική δύναμη. Ένας θεσμός που δεν τόλμησε να αμφισβητήσει ούτε η πιο σημαντική επαναστατική οργάνωση της μεταπολίτευσης, η «Ε.Ο. 17 Νοέμβρη».

16 Şubat 2015 Pazartesi

Elinizi Vicdanınıza...



Yıllardır gerek gazetelerdeki, gerekse internet sitesi ve blog'larda bana ayrılan köşelerde, onlarca defa gençlerimiz-geleceğimiz, evlâtlarımızla ilgili yazılar yazdım; kimse ilgilenmez mi?!

YEŞİL VE ÖTESİ İSTİLA



Her sene bu dönemde aynı sahne tekrarlanıyor. Dört bir yandan öyle bir saldırıyorlar ki, insanın kendini savunması ne mümkün! Aklımı kaçırmamak için, tek bedene toplanmış üç maymun gibi dolaşıyorum. Tüm duyu organlarımı, kah kapayarak kah tıkayarak, bu çılgın saldırıdan kendimi soyutlayarak, kurtulmak istiyorum. Gözlerimi kapayıp, kulaklarımı tıkasam, burnumdan fethetmeye kalkıyorlar bedenimi. Aklıma zor mukayyet oluyorum, "ruhumbedenimiterkettiterkediyor.com".

Hadi Gel Sefie Yapalım...



Bir modadır almış başını gidiyor; Türkçe'si “özçekim” olan “selfie”ler...

O derece ki, ciddi adam yerine koyduklarım bile, selfie yapıyor. Ümit yok, diyorum içimden, hem de hiç ümit yok.

Yunanistan’ın borcu (niçin) silinmeli



Haftaiçinde, aralarında akademisyen, aydın, gazeteci, sendikacı ve sanatçıların bulunduğu, bendeniz de dahil, 85 kişinin imzasını taşıyan bir metin yayınlandı...

12 Şubat 2015 Perşembe

#Barikat18




Barikat'ın 12 Şubat 2015 tarihli 18. sayısında:


- "Çamur"a karşı "onur"un zaferi

- Yunanistan'ın Borcu Hemen Silinmeli


7 Şubat 2015 Cumartesi

“Birlik, beraberlik” üzerine...



Sık sık duyuyoruz, “Azınlık olarak birlik olalım, bir olalım, iri olalım, diri olalım” muhabbetlerini...

Η κοινωνική επανάσταση του 1821



Του Δημήτρη Τσουτσουλόπουλου

Με αφορμή την επέτειο της 25ης Μαρτίου θα ακούσουμε ύμνους και εκκλήσεις για «εθνική ενότητα» και το πώς θα πρέπει να αντιμετωπίσουμε όλοι μαζί ενωμένοι αυτές τις δύσκολες στιγμές που ζει η «πατρίδα» μας. Όμως δεν είμαστε όλοι το ίδιο, δεν είμαστε όλοι τραπεζίτες και υπουργοί αλλά υπάρχουν και άνεργοι και απεργοί που παλεύουν για ένα κομμάτι ψωμί.

Gramofon



Dünya siyasetini müzik çalan aletlere benzetmeye kalksak, herhalde, bizim dışımızdaki (Batı Trakya) tüm topluluklardaki siyasî hareketler, “dijital”dir, MP3-çalardır, USB-çalardır falan...

Gelgelelim, biz hâlâ “gramofon” olmaktan öteye gidemiyoruz... Üstelik, yıllarca aynı “bozuk taş plağı” çalan bir gramofon!

Ο εθνικισμός της εξωκοινοβουλευτικής αριστεράς



Του Φίλιππα Κυρίτση

Όπως έγραψα στο προηγούμενο φύλλο της εφημερίδας, η εξωκοινοβουλευτική αριστερά της Ελλάδας, όπως και η επαναστατική αριστερά, διακρίνεται για τον εθνικισμό της με την μορφή του αντι-ιμπεριαλισμού. Αν και ο αντι-ιμπεριαλισμός δεν είναι χαρακτηριστικό μόνο της ελληνικής εξωκοινοβουλευτικής αριστεράς αλλά χαρα κτηριστικό της κάθε αριστεράς, η οποία αποτελεί ιδεολογικό τέκνο του λενινισμού, από τότε που ο Λένιν δημοσίευσε το πολυδιαβασμένο βιβλίο «Ο ιμπεριαλισμός, ανώτατο στάδιο του καπιταλισμού», εμάς τους Έλληνες αντιεθνικιστές ενδιαφέρει πρωτίστως ο αντι-ιμπεριαλισμός στην Ελλάδα, γιατί, όπως είδαμε και στο προηγούμενο φύλλο ο αντι-ιμπεριαλισμός, λόγω του πατριωτισμού που τον διακρίνει, είναι εθνικισμός.

Azınlıkçı olmak, Türkçü olmak değildir!


Barikat, s.2, 19.02.14

Foto-Karikatür 2


Barikat, s.2, 19.05.14

Sohbet



Daha birkaç yüz yıl önce atalarımız günlerini nasıl geçirirlerdi, neyle meşgul olurlardı bilemiyorum. Muhtemelen günlük sohbetler, az dedikodu, biraz da saray muhabbeti ile vakit öldürür fikir teatisinde bulunurlardı. Bu sohbet nasıl başlar, neye göre şekillenir ve en sonunda nasıl bir kıvama dönüşürdü bilemeyiz elbette. Genel kanı olarak bugün de olduğu gibi en acil, en önemli, en bomba dedikodular, havadisler ele alınır, fikirler, yorumlar eklenir, olmuşla olabilecek ve olması muhtemel vukuatlar dile getirilir, konu bir dahaki sefere açılmak üzere paketlenir ve bir başka mesele ele alınırdı. Peki bu meselelerin konuşulması, anlatılması, yorumlanması, irdelenmesi hepsi birlikte olmuş olanın veya olacak olanın önünde bir engel bir set teşkil eder mi? Sanıyorum etmez; ki etmemiştir de.

6 Şubat 2015 Cuma

“Kadı’yı namazda gören” azınlık basınına karşı “Barikat”!



Bizim memlekete ait bir efsanedir:

Köyün birinde, yoksul bir genç varmış. Ve bu gencin dünyalar güzeli bir karısı varmış... Ve köyün zenginlerinden birinin, bu dünyalar güzeli kadında “gözü kalıyormuş”... Bir gün, dayanamayıp, kadına 
kendisiyle birlikte olması durumunda, ne isterse verebileceğini söylemiş...

“Barikat” Niye Çıkıyor ?



Ne diyordu Nâzım Hikmet:


“Annelerin ninnilerinden
Spikerin okuduğu habere kadar,
Yürekte, kitapta ve sokakta
yenebilmek yalanı,
Anlamak sevgilim, o, müthiş bir bahtiyarlık,
Anlamak gideni ve gelmekte olanı.”


* * *


“Her şey akıyor” Heraklit’in de dediği gibi; ve değişiyor herşey. Ve bu “değişim”den gerek Yunanistan, gerekse azınlık nasibini alıyor, yavaş yavaş...

Azınlık insanı, artık, ağır adımlarla da olsa ilerliyor; araştırıyor, sorguluyor ve gerektiğinde ödülendiriyor/cezalandırıyor.

Tabii, doğal olarak, azınlık içerisinde kendine “önde gelen” sıfatını yakıştıran “karton aslan”ların da “oyunları” bozuluyor, “maskeleri” düşüyor...


Fakat; bu “değişim”in ağır adımlarla olmasının –bize göre– iki nedeni var: 1) “Değişim”i hızlandırmak yerine, “gerileten” bir azınlık basını ve 2) “değişim”den korkan ve kendi şahsî menfaatlerini muhafaza etmek için halkının menfaatlerini hiçe sayan azınlık siyasîleri.

Açalım:

Azınlık basını, azınlığın büyük kesimini yakından ilgilendiren, “canını yakan” sorunlara çözüm aramak, kafa yormak yerine, azınlık içerisindeki bir grup “egemen”in (siz “haram yiyici” okuyunuz!) reklâmını/ siyasetini yapmakla meşgul.

Bu yüzden gerek ülke genelinde, gerekse bölgemizde gerçekleşen hak arama mücadelerini görmezden geliyor, bu mücadeleleri “küçümsüyor”. (Bu “küçümseme”, aslen onlardan korktukları için. Direnenler, kanepelerinde oturup memleket kurtaranları “korkutmuştur” her zaman!)

Yine sırf bu yüzden, tıpkı sivil toplum kuruşlarımız ve siyasîlerimizin büyük çoğunluğu gibi, “Biz çok uysal bir azınlığız, vatanımızı çok seviyoruz; ama ‘kaka’ devlet baba bize haklarımızı vermiyor” sığlığından öteye geçemiyor, basınımız.

Barikat, bunu kırmak; azınlık basınına yepyeni bir soluk getirmek için çıkıyor...

Bu memlekette bağımsız, özgür, cesur gazetecilik de yapılabileceğini göstermek için çıkıyor...

Azınlık insanına “yol gösteren”, “akıl veren” gazetecilik anlayışına karşı; azınlık insanın içinde olan, onunla deneyip öğrenen, onun sorunlarıyla ilgilenip çözümü için “kafa yoran” bir gazetecilik anlayışını yaratmak için çıkıyor.

“Sitem”e ve onun doğurduğu ırkçılığa, milliyetçiliğe, adaletsizliğe, cinsiyetçiliğe, nefrete, doğanın talanına karşı “barikat” oluşturmak için çıkıyor.

İnsan ve azınlık haklarını, özgürlükleri, demokrasiyi savunmak için çıkıyor.

Tüm bunları yaparken, “sistem”in “kutsal inek”lerine dokunacağımız ve “çevreye” rahatsızlık vereceğimiz için, “sistem” de refleks olarak bize saldıracaktır. Biz kendimizi buna hazırladık. O halde “kılıçlar çekilsin!”

“Kürkçü dükkânında” buluşmak üzere!


Halka Yalan Söyleyen Hesap Verecek


Barikat, halka yalan söyleyen siyasî, din adamı, sivil toplum kuruluşu yöneticisi, gazeteci ve her çeşit “sıfat sahibi”nden de hesap soracak!

“Egemen”ler gönül rahatlığıyla titreyebilirler: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!



Teşekkür



Barikat’ı, sermayenin doğurup dayattığı tüm kötülüklere: ırkçılığa, milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe, doğanın talanına karşı “barikat” oluşturmak; “ezber bozmak” iddiasıyla
yayınlamaya başlayacağımızı duyurduğumuz andan itibaren, birçok dostumuz bunu heyecanla karşılayıp, destek olmak istediğini söyledi...

Bu bağlamda, Barikat’ı hazırlamamız için gerekli olan dizüstü bilgisayarı almamız için katkıda bulunan Emine Çolak‐Yılmaz Mustafa çiftine; logomuzu hazırlayan Marios
Avgustatos
’a ve teknik konularda da yardımını esirgemeyen yazarımız ve dostumuz Faik Hakkı Ali’ye ayrıca teşekkür ederiz.



(Barikat, s:1, 05.02.2014)